TRENDSETTER

SERCAN APAYDIN YENİ SERGİSİ 'SAHİBİNDEN'DE. KENTİN ÜZERİNE ÖNCE 'SAHİBİNDEN' İLANININ ASILDIĞI, SONRA DA ORADAKİ İNSANLARIN 'HİÇLEŞTİĞİ' KOŞULLARDA ORTAYA ÇIKAN İMGELERİ BİR ARAYA GETİRİYOR. PEKİ, APAYDIN'IN ATÖLYESİYLE VE YAŞADIĞI KENTLE OLAN İLİŞKİSİ NASIL?

RÖPORTAJ:

NAZ CUGUOĞLU

PORTRE FOTOĞRAFI:

EDA EMİRDAĞ

Egemen mimari dikine uzuyor ve kendini sürekli olarak daha güvenli, en güvenli noktada konumlandırmaya çalışıyor. Herhangi bir ilişkiden söz etmek mümkün değil sanıyorum, sadece maliyet ilişkisi. Önceki serginde kenti 'Derin Boşluk' olarak niteliyordun, o serginin ardından kentle kurduğun ilişki, onu tanımlama şeklin bu sergide nasıl değişti? Çok değişmedi aslında, Derin Boşluk da, Sahibinden de benzer bir varoluş çelişkisine gönderme yapıyor mekân üzerinden. Bunu hem bireysel hem de toplumsal varoluş olarak yorumlamak da mümkün. Nedir yeryüzünde, bir mekânda, kentte var olmanın karşılığı? Bu hâl, bu vaziyet? Bir sıkıntı var ama, o kesin! Sahibindende üzerinde durduğum, daha çok satılık ya da kiralık hissi ve bunun üzerinden dönen kısır hayat. Böyle bir darlık bu koca boşlukta, biraz fazla garip sanıyorum. Rant gruplarının elinde gelişmekte, yıkılmakta ve yeniden yapılmakta olan kent sonucu toplumsal hafızamız ne şekilde etkileniyor? Günümüz kentinin sınıfsal ayrımı belirginleştirdiği alanları net olarak görmek mümkün. Artık öyle bir hâle geldi ki gözümüzün önünde geri dönüşümü olmaksızın şekilleniyor. İdeolojiler değiştikçe kentin sahipleri de değişiyor ve her ideoloji kendi alanlarını oluşturuyor. Günümüz ideolojisinin sahibi olan sermaye de elbette yeni hafıza alanları oluşturuyor, fakat bunlar oldukça distopik. Zizek'in 'Mimari Paralaks' isimli kitabından, VVittgenstein'ın vecizesini hatırlayın: "Hakkında doğrudan konuşamadığımız şey, etkinlik biçimimiz yoluyla gösterilebilir. Resmi ideolojinin, hakkında açık seçik konuşmadığı şey bir binanın dilsiz işaretleri yoluyla gösterilebilir." İnsanı altında ezen büyüklük, anıtsallık gibi unsurlar mimaride iktidarların hiçbir zaman vazgeçemediği yaklaşımlar oldu. Bu günümüzde de böyle devam ediyor. Post modern mimaride özneye daha fazla özgürlük tanındığı düşünülse de, bu biraz simülatif kalıyor.

Sergide, içinde serilerin de bulunduğu, kendine özgü plastik dilinin öne çıktığı 40'ı aşkın yeni çalışman izleyicilerle buluşuyor. Sergide yer alan çalışmalarından biraz bahsedebilir misin? Sergide, 'Kütle, 'Hacimsiz Kütle', 'Yüzey İzleri', 'Ağırlığın Yüzeyi' olarak tanımladığım ve toslama hissiyle yaptığımı düşündüğüm, soğuk ve net boyanmış işlerin yanı sıra, 'Bozulma' serisi gibi daha deneysel, soyut arayışlar yakaladığımı düşündüğüm, aslında egemen ideoloji tarafından bozulan, hatta yok edilen kentlere gönderme yapan işler de var. İnşaat çuvalı olarak bilinen jüt çuval üzerine yapılmış bu işlerde, yapım aşamasında kapatılma simgeselliği üzerinden bozma, yok etme aşamasına bir gönderme yapmak mümkün olabilir. Bununla birlikte 'Delik Serisi' olarak boyadığım, stadyum/arena kavramının ele alındığı, devam niteliği taşıyan bazı işler de mevcut. Bunlar, kentin ve mekânların değişen sahipleri ya da yeni sahipler ve mekânlar birlikteliği üzerinden oluşan işler. Genelde soğuk bir dille boyamaya çalıştığımı ifade ettim. Bazı plastik içerikli malzemelerle uyguladığım çalışmalarda da bu soğuk ve mesafeli dili desteklemeye çalışıyorum. Yapay çim, maket malzemeleri, inşaatları "Kent; yaşanılan mekân olarak, artık daha mesafeli bize." kapatmak için kullanılan jüt çuvalları, resimlerimde zaman zaman kullandığım malzemeler olarak sayılabilir. Sahibinden sergisinde birbirinden farklı odaklanma süreçlerinde ama bütünsellik gözetilerek bir araya getirilmiş işler görmek mümkün. Sergi, kentin üzerine önce 'sahibinden' ilanının asıldığı, sonra da oradaki insanların 'hiçleştiği' koşullarda ortaya çıkan imgeleri bir araya getiriyor. Bu imgeler neler? Bu imgeler boş binalar, rezidanslar, gökdelenler, arenalar, parklar. Terk edilmiş değil, seni içine hiç dâhil edememiş mekânlar olarak... Senin üretimlerinin, özelliğinden yoksun bırakılmış kentin varlığına karşı bir direniş olduğunu söyleyebilir miyiz? Direniş meselesine daha bütünsel yaklaşmak gerekir diye düşünüyorum. Mücadele etmek, bir şeyleri zorlamak, başlı başına direniş mekanizmasının içinde olan şeyler. Bu resim yaparken de böyle, hayatın içinde kendini konumlandırırken de. Bu kentte ısrarla var olunacaksa, direnmekten başka çare yok. Bundan sonra seni nerelerde göreceğiz? Meseleler bitmez, resim yapmaya devam edeceğim.


RECENT NEWS

ARCHIVE POSTS